kocaeli avukat
betexper
izmir escort
hd seks filmi
kaçak bahis siteleri kaçak iddaa siteleri canlı casino siteleri
izmir escort

anadolu yakası escort ataşehir escort

izmir escort
gaziantep escort
betpas mariobet 1xbet
istanbul escort türbanlı escort şişli escort bağcılar escort halkalı escort esenler escort bakırköy escort mecidiyeköy escort fatih escort kayaşehir escort
antep escort gaziantep escort bayan gaziantep rus escort mobil porno türk porno






ÇAVDAR SAPINDAN SANAT ESERİNE YOLCULUK (17.08.2021)

17 Ağustos 2021 09:45
ÇAVDAR SAPINDAN SANAT ESERİNE YOLCULUK (17.08.2021)

Hepsi el emeği göz nuru olan tabloların estetiği gözleri dolduruyor. Tamamı Çavdar sağlarından yapılan tablolar, unutulmaya yüz tutmuş bir sanat dalı olarak karşımıza çıkıyor. Geleneğin son sanatçıları içinde yer alan Hüseyin Ünal’ın eserleri Türkiye’nin dört bir yanından takip ediliyor.

Tablo denildiğinde ilk akla gelen malzemeler arasında sulu boya, yağlı boya gelirken; Hüseyin Ünal’ın yaptığı tablolarla her şeyin sanat eserine dönüştürebileceği akla geliyor.

Emekli öğretmen Hüseyin Ünal’ın tablolarında ise sanat eserlerinde, tablolarda görmeye çok alışık olmadığımız çavdar sapları siyah zemin ile uyumu tabloya bakını büyülüyor. Hüseyin Ünal’ın, ortaokul yıllarından bu yana bin bir emekle yaptığı tabloların malzemesinin yanı sıra desen ve motifleri de bir o kadar ilgi çekici. 58. Uluslararası Troia Festivali’nde açtığı stantta Kaleninsesi Gazetesi’ne özel röportaj veren Ünal, “Bu sanatı Türkiye'de yapan 4 kişiyi geçmiyor ve hepimiz aynı yaştayız. Onlar çekilirse, ben çekilirsem bu ölmeye mahkum olan bir sanat dalı olacak” dedi.

 

DÜĞÜN DAVETİYESİNDEN ŞİİRE…

1951 Ezine doğumlu Ünal, “İlkokul ve ortaokulu Ezine'de okuduktan sonra Öğretmen Okulu'nu da Çanakkale'de okudum. Meslekte 16’ıncı yılımda İktisat Fakültesini de bitirdim. Çocuklarıma da örnek olmak istedim. Bu yaşta da okunabileceğini göstermek için” dedi. Öğretmen Okulu’nda bir çok farklı ders sayesinde becerilerini geliştirdiğini kaydeden Ünal yazı sanatındaki yeteneğine dair, “Yazılarla çeşitli etkinliklerde bulundum. Şiirler yazdım, duvarlara astım. Düğün davetiyelerinin zarflarının üzerlerini yazdım. Şimdi de bir defter tutuyorum. Geçmişte kalmış bazı özlü sözleri, anlatımları, şiirleri bir defterde aynı yazı tarzı ile toplamaya çalışıyorum” sözlerine yer verdi.

“HER ŞEYİ ÖZGÜRCE YAPABİLİYORUM”

24 sene Ezine’de, 1 sene de Çanakkale’de öğretmenlik yaptıktan sonra emekli olduğunu belirten Ünal, “Emekli olduktan sonra eşim bana yazlıkta; bir atölye hazırlamıştı. Orada ahşap işleri, çavdar sapı panolar, alçı işleri, çeşitli lambalıklar, ahşap oyma işleri yaptım. Orada her şeyi yapabiliyorum. Özgürce çalışıyorum. Mesela eski gaz yağı konulan lambalıklardan çok yaptık. Hurma çekirdeğinden nalın yapıyoruz; nazarlık olarak. Hediye olarak herkese dağıtıyorum” diye söyledi.

“BECERİKLİ YETİŞTİRDİLER BİZİ”

“Eski bir etkinlik. Eskiden resim ve iş dersleri vardı. Bu gibi sanatlar eskiden bu derslerde; öğrencilere el becerisi olarak gösterilirdi, öğretilirdi. Daha sonra pastel boyaların çıkması, yağlı boya ve diğer boyaların artmasıyla el becerileri kendini biraz daha görsellere yöneldi. O zaman bu etkinlik, bitmeye yüz tuttu” diye vurgulayan Ünal, “Yeni gelen öğretmen arkadaşlara da bu etkinlikler öğretilmedi. Köy Enstitüleri öğretmenleri, Öğretmen Okulu öğretmenlerine bunları öğretti. Bizden sonra da Eğitim Enstitüleri oldu ama orada yetişen öğretmenlere öğretilmedi. Eğitim Enstitülerinden mezun olan öğretmenler öğrenemedikleri için bu dersleri öğrencilere öğretilmedi. Mesela burada otel olarak kullanılan taş binada; öğretmen okulunun son mezunuyum. 71 yılında mezun oldum. Bizim atölyelerimiz vardı. Mandolin bile bağlama bile yaptım ben. Becerikli yetiştirdiler bizi. Her ne kadar becerikli yetiştirdilerse de Köy Enstitüleri kadar değil. Köy Enstitüleri, gittikleri köylerde; okulları da kendileri yaptılar. Çatısına varıncaya kadar; kendileri yaptılar. Biz biraz daha hazır bulduk; şimdikiler tamamen hazır buluyor” dedi.

 “DESENLER EVVELİYATTAN GELME”

Çavdar sapından yaptığı panoların desenlerine dair bilgi veren Ünal, “Bazı desenler evveliyattan gelme. Öğrencilik yıllarımdan kalma desenler mevcut. Bazı desenler eşimin, arkadaşlarımın birikimleri. Filtreli desenlerin yapımı aylarca sürebiliyor. Diğer panoları ise bir hafta da bitirebiliyorum. Tek tek uğraşıyorum. Çok iyi yapıştırıcı bulmamız gerekiyor. İstanbul Matbaacılar Sitesinden yapıştırıcı buldum. O yapıştırıcılarla çalışıyorum. Kumaşında ben çalışırken kirlenmemesi gerekiyor. Kirlendiği anda, bozup yeniden yaptığım da oluyor” ifadelerine yer verdi. Çavdar pano yapımında temiz çalışmanın ve yapışkanın çok önemli olduğunu vurgulayan Ünal, “Uhu kullanmam çünkü kumaştan kolay kolay çıkmıyor. Beyaz marangoz tutkalı gibi tutkal var. Mücellit tutkalı denilir” dedi.

ÇAVDAR SAPLARINDAN TABLOYA

Çavdar saplarını kullanıma hazır hale getirmek içinde uzun zaman harcandığını kaydeden Ünal, “Samanları da kendim boyuyorum. 5 kiloluk günebakan yağı tenekesini boylamasını kestiğimizde; uzunlamasına bir tencere elde ediyorsunuz. O tencerelerin içine su, boya, tuz ve sirke koyarak samanları haşlıyorum. Haşlandıktan sonra soğutmaya bırakıyorum. Samanlar kuruyor. Kullanacağım zaman samanı alıp ıslatıp bir gün bekletiyorum. Mermerlerin altında prese koyuyorum. Bu şekilde düzleşiyor. Ayrıca ütülüyorum. Yine bir gün geçiyor. Eğer bu işlemi yapmada kullanırsanız, tablonun üzerinde büzüşüverir” ifadelerine yer verdi.

TÜRKİYE’DE BU SANATI YAPAN KİŞİ SAYISI 4

Ünal, “Çavdar saplarının kullanılır hale gelmesi için en az iki gün lazım. Kullandıktan sonra bile, üzerine kağıt koyup nemini almaya çalışıyorum. Bu sanatı Türkiye'de yapan 4 kişiyi geçmiyor ve hepimiz aynı yaştayız. Onlar çekilirse, ben çekilirsem bu ölmeye mahkum olan bir sanat dalı olacak. Rehabilite açısından çok önemli. Pandemi dönemini ben bunlarla çalışarak geçirdim. Ortaokuldan beri de yapıyorum” diye ifade etti.

ÜLKENİN DÖRT BİR YANINDAN TAKİPÇİ…

“O dönemde arkadaşlarımda bu sanatı yapıyorlardı. Bana ilk öğreten de eşim. Ortaya bir şey çıkması beni mutlu edince de devam ettim. Kahve, lokanta kültürüm yok. Atölyemde ya da odamda bunları yapıyorum. İnternet üzerinden beni takip eden takipçileirimden biri bir figür gönderdi; onu çalıştım” sözlerine yer veren Ünal, takipçilerinin de ilgili olduğunu vurgulayarak, “Donkişot tablomu da Ankara'da bir beyefendi istedi. Her malzemeden Donkişotlar elde etmiş. Bakır, demir, yağlı boya, karakalemden oluşan Donkişotları toplamış. Adamın Hobisi Donkişot eserleri toplamak. Benim çavdar tablolarımı gördüğünde de  benden istedi. Daha önce çavdar sapı tablolarını bilmiyormuş. Yapıp gönderdim. Yurtdışında çok takipçim var. Daha çok Almanya. Almanya'dan da motifler geldi” dedi.

“ESKİDEN CİLT SANATI ÇOK ÖNEMLİYDİ”

Mücellitlik yaptığını da kaydeden Ünal, “Mücellit cilt sanatıdır. Ben eskiden ciltçiydim. Eski Kuran-ı Kerimleri, eski ders kitapları, arşivlerde bozulmuş ve sırtları dağılmış kitapları ciltlerdim. Dükkanım vardı. Onları ciltlerdim, cilt bezi geçirip yazısını yazardım. O yazıları yazardım. O yazılara hurufat takımı denir. Hurufat takımı ile yazıları yazardı. Resmi dairelerin cilt işlerini de yaptım. Cilt çok öneliydi. Ailede, deden kalmış bir Kuran-ı Kerim düşünün; artık zamanla lime lime olmuş sayfalar, sırtı da dağılmış gitmiş kitaplar düşünün. Onları bana getiriyorlardı. Onları derlemem için Arapça bilmem lazım. Arapça bilmediğim için bir bilene götürüyordum. Yarısı olmayan sayfaya kağıt ekleyip, diğer Kuran-ı Kerimlere de bakarak yazıyorduk. Onları yan yana getiriyorum. Eğer kenar payları varsa; giyotin denilen matbaa aletiyle kesiyoruz. Kitabın önü dümdüz oluyor” sözlerine yer verdi.

Damla YELTEKİN

Kaynak : kaleninsesi.com

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle

Son Eklenenler