ilbet
kayseri escort
konya eskort
modabet

casino siteleri Mobilbahis Slotbar casino siteleri

istanbul escort türbanlı escort şişli escort bağcılar escort halkalı escort esenler escort bakırköy escort mecidiyeköy escort fatih escort kayaşehir escort
diyarbakır escort, diyarbakır escort, elazığ escort, elazığ escort, bursa escort, bursa escort, sakarya escort, sakarya escort, sakarya escort, eskişehir escort, eskişehir escort, adana escort, adana escort, adana escort, adana escort, adana escort,






SİYASET ÜSTÜ MİLLİ MESELEMİZ; MEB, KITA SAHANLIĞI ve ADALAR SORUNU (09.03.2021)

Son Güncelleme : 09.03.2021 09:03

Konuk Yazar



  Sadece Emperyalist ABD Başkanları ve Küresel Güçlere hizmet eden müesses nizam’ınkirli  ve kanlı elleri mi ‘’Doktrinler’’ geliştirecektir halbuki içimizde nice vatansever bürokrat akademisyen ve komutanlar vardır ki Devletin sınırlarının müdafaasını ve Türk Milletinin istikbalini  Müstafi Tümamiral Doç.Dr. Cihat YAYCI ve Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’in ‘’Mavi Vatan Doktrin’’inini geliştirdiği gibi ülkemizin ve milletimizin ufkunu milli hedefler ile genişletecek vasıflara haizdirler.

Yunanistan’ın ABD ile ortak tatbikatı için Batı Trakya Dedeağaç(Alexandroupolis)’a silahlı kuvvetlerini yığması, Türk Deniz Kuvvetleri’nin Saros Körfezinde Mavi Vatan Tatbikatını icra etmesi Çanakkale Vilayetimizi de yakinen ilgilendirmekte ve konuya eğilmemiz gerektiği kanaati tarafımızda hasıl olmaktadır. Osmanlı döneminde 1912’de yapılan Uşi, 1913’te yapılan Londra  veTürkiye Cumhuriyeti tarafından 1923’teki  Lozan Antlaşmalarıyla ile ‘’Adalar Sorunu’’ meydana gelmiş, Çanakkale’nin Kuzey Ege ve Saros Körfezi  deniz sahasında kalan bir takım yunan adalarında silahlandırma politikaları ve Yunan Hükümetinin uluslararası arenadaki ciddiyetsiz talepleri, egemenlik haklarımızı ihlal eder hale gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti sadece kara sınırları ile değil deniz sınırları ile ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Misak’i Milli hedefi ile birleştirilmek suretiyle Büyük Bir Devlet olmanın bilincini asil ve yüce bağrında her zaman taşıyacaktır.

Doğu Ege Adaları ve On İki Adalar

Osmanlı Devletinde muhtelif zamanlarda Fatih Sultan Mehmet Han’ın Ege’deki Midilli Adasını fethetmesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın Kaptan-ı Deryası Barbaros Hayrettin Paşa tarafından ‘’Akdeniz’in Bir Türk Gölü’’ haline getirmesine rağmen ilerleyen süreçte liyakatsiz ve başarısız idareciler ve İttihat ve Terakki’nin hayalperest idealleri, politikaları ve stratejik hataları ile ‘’Adalar Sorunu’’nun temeli maalesef ki o zamanlarda atılmıştır.

 

Adaların,Türkiye’nin kara sınırına bu kadar yakın olması kendi milli karasularımızda ve kıta sahanlığımızda Vatan Bütünlüğümüzü tehdit edecek unsurlar barındırmakla beraber Yunanistan’ın küresel güçlerin egemenliği altına girmesi Uluslararası Deniz Hukuk’unu hiçe sayması, ‘’Türk Denizcilik Lobisi’’ faaliyetlerinin daha etkin olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkemizdeki siyasiler bürokratlar ve diplomatlar tarafından Türkiye Ana Karasına bu kadar yakın olan ve  sırasıyla İtalyan ve Alman işgaline uğrayan adalar için Ege ve Akdeniz’deki hukuki  ve stratejik deliller oluşturul(a)maması neticesinde Jeopolitik ve Jeostratejik açıdan büyük bir öneme haiz olmasına rağmen hakimiyet maalesef ki Paris Antlaşması ile yunanlılara geçmiştir. Lozan ve Paris antlaşmalarından geçen ilgili maddeler, Türkiye Cumhuriyetinin siyasal yalnızlığı kullanılarak  büyük emperyalist devletler tarafından Yunanistan lehine oluşturulmuştur.

İlgili uluslararası resmi antlaşmalarda ve toplantı tutanaklarında geçen adaların durumu ile ilgili olarak Yunanistan’ın Sovereignty (egemenlik), Ownership (mülkiyet) hakkı ve Possesion (zilyetlik) hakkı yeniden gözden geçirilmeli sadece asayişi temin edecek derecede kuvvet bulundurması gerekirken askeri tesisler kurması, silahlandırma politikası gütmesi, sık sık Türk karasularına ve deniz sahasına geçmesi ve ihlal ettiği anlaşmalara istinaden bu durumun Türk Deniz Hukukçuları ve Siyasiler tarafından uluslararası camia da Yunanistan aleyhine kullanılarak ihlalinden dolayı ilhak’a(Türkiye topraklarına) bir takım adaların Türk Eğemenliğine geçmesi mümkün olabilecek midir hep beraber ömrümüz vefa ettiği süreç içerisinde görecek ve Devletimizin meşru haklarını Dünya kamuoyuna gür bir sesle duyurmasının her daim destekçisi olacağız. Çanakkale sınırlarımıza bu kadar yakın olan Semadirek, Limni ve Midilli adalarındaki askeri idari iktisadi ve siyasi faaliyetleri de her daim takip etmek boynumuzun borcudur.

Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) ve Kıta Sahanlığı

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki HidrokarbonyataklarınınFatih, Yavuz, Kanuni  Sondaj Gemileri; Barbaros Hayreddin Paşa ve MTA Oruç Reis Sismik Araştırma Gemileri tarafından araştırılıp sondaj yapılması neticesinde Emperyalist Devletler ve Enerji Politikalarını yönlendirmek isteyen firma ve zihniyetler tarafından özellikle ABD ve Yunanistan deniz üstü ve deniz altındaki egemenlik haklarımızı dahi kullanmak Devletimizi saf dışı bırakmak istemektedirler.

 

ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS-US GeologicalSurvey) tarafından yapılan çalışmaların neticesinde Doğu Akdeniz’deciddi petrol rezervi ve dünyanın en büyük doğalgaz yataklarının olduğuna dair tahminler yapılmakta ve enerji politikalarına nasıl yön verilebileceği el altından ilgili ülke ve firmalara mühendislik raporları, istihbarat olarak sunulmakta nasıl aksiyon alınması gerektiğine dair planlar yapılmaktadır.Bu gelişmelerden dolayı ABD, küresel rakibi Rusya’ya karşı küresel oyun kurucuları ile birlikte enerji politikalarında etkin rol almayı her daim isteyecektir.

Öncelikle Lozan ve akabinde yapılan diğer antlaşmaların neticesinde Yunanistan ve Türkiye arasındaki milli karasuları 6 mil’dir. Kendi kara toprağımıza bitişik ve genişliği uluslararası hukuka göre belirlenen bu deniz alanını Yunanistan 12 mile çıkarmak ve Ege Denizi’nin %90’dan fazlasına sahip olmak istemektedir. Adaların, Türkiye Ana Karasına maalesef ki bu kadar yakın olması bu haksız talebi yunanlılar lehine çevirmektedir.

Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) kapsamlı olarak açıklanırsa; Kıyı devletin kapalı veya yarı-kapalı deniz statüsünde olmayan denizlerinde, kara sularının başladığı hattan itibaren; yatayda 200 deniz millik -yaklaşık (370,4 km)- alanda kıyı devletinin sahip olduğu; deniz yatakları, deniz yatağı üzerinde yer alan sular ve bu alanda yer alan canlı cansız doğal kaynaklarının araştırılması, işletilmesi muhafazası ve yönetimi konuları ile; aynı şekilde sudan, akıntılardan ve rüzgarlardan enerji üretimi gibi, bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik diğer faaliyetlerde bulunabileceği alan olarak ifade edilebilir.

 

Kıta Sahanlığı, jeolojik olarak ülkeyi oluşturan kara parçasının deniz altındaki  uzantısı olarak tanımlanabilir. Bu terim ilk kez 1945 yılında ABD Başkanlarından Harry Truman bildirisi ile ortaya çıkmış, ABD Kıta Sahanlığında yer alan deniz üstündeki ve altındaki kaynakların kendilerine ait olduğunu ilan etmiş ve akabinde bu tanım uluslararası alanda da kural olarak kabul edilmiştir.Kıtanın bitip okyanusun başladığı kıtasal çizgiye kadardır. Kıta sahanlığı, kara platformu olarak da bilinir.

MEB kavramı Kıta sahanlığı haklarını da içermektedir. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile uluslararası hukuka girmiştir. Kıta sahanlığı kıyı ülkeleri için ilan edilmeksizin doğal bir haktır. MEB’in ise uygun biçimde ilan edilmesi ve BM’ye deklare edilmesi(duyurulması) gerekmektedir.

Kıta sahanlığı deniz üzerinde ve altındaki cansız kaynakların haklarına ilişkin haklar sağlarken MEB tüm Kıta sahanlığı haklarına ek olarak kıyı devletine Kıta sahanlığı bölgesinde bulunan canlı doğal kaynakların araştırılması, işletimi, korunması gibi yönetimi konusunda ekonomik kazanç kazanım oluşturacak egemen haklar sağlamaktadır. Dolayısı ile MEB, Türkiye Cumhuriyetinin egemenlik haklarını ve iktisadi teşebbüslerini meşrulaştıran teoride ve pratikte faaliyetlerin bütünü olup Devletimizin kazancınadır.Yunanistan kara yüzölçümüne göre deniz alanını kat be kat genişletmek isterken Türkiye ise mevcut yüzölçümüne göre makul taleplerde bulunmaktadır. Taleplerimiz zaten mevcut haklarımızdır.

İlgili deniz sahalarına Edremit ve Saros Körfezi, Ayvacık ve Ezine ilçelerinin bu kadar yakın konumda olması hasebiyle konuyu elbetteki detaylandırmamız ve sizlere basın yoluyla aktarabilmemiz olayın ehemmiyetini siz Değerli Okuyucuların da anlamasına ve kamuoyu oluşturulmasına vesile olacaktır. Bizlere düşen görev; Özellikle Ulusal ve Uluslararası Deniz Hukukçuları ve Deniz Kuvvetlerinin Personelleri tarafından sunumlar ve brifingler verilmek suretiyle Siyasilere, Akademisyenlere, Bürokrat ve Diplomatlara, STK ve Derneklere ve Değerli Halkımıza bu milli meselemiz ve nihai hedeflerimiz detaylı olarak anlatılmalıdır ki bilinçlendirildiğimiz takdirde Milletçe ve Devletçe söz sahibi olunulabilecektir. Egemenlik Haklarımızı, Kızıl Elma Ülküsüne ulaşmak maksadıyla her daim korumak ve geliştirmek Türk Milleti’nin yegane hedefidir. Bizlere Ege’ye hapsolmak değil Türk(Ege) ve Türk(Akdeniz)’de hakim olmak düşer.

Bu vesile ile Hürmetler….

Kaynaklar

Resim 1/Piri Reis Harita/Edremit Körfezi&Midilli Adası

Stratejik Düşünce Enstitüsü/Bülent Erandaç/12 Ada,Rodos ve Meis’in Kaybedilişi

SETA/ABD’nin Dedeağaç’ta Askeri Üs Kurması

Anadolu Ajansı /Türkiye’nin Denizlerdeki Enerji Filosu

Resim 2/Sputniknews/Doğu Akdeniz’de MEB ilan edilmeli

Resim 3/Yeni Şafak/Mavi Vatan/ MEB

Bahçeşehir Üniversitesi/DEGS/Doğu Akdeniz’deki Hidrokarbon Rezervleri

https://mavivatan.net/munhasir-ekonomik-bolge-meb-ne-demek/

Deniz Basımevi Müdürlüğü/Cihat Yaycı/Münhasır Ekonomik Bölge Kavramı

Ahmet ÖVEN

Endüstriyel  Tesisler&Mekanik Proje Müh.

Kuzey Ege Sahil Köyleri Platformu/Kurucu

Email:ahmetoven@gmail.com

 

Yorumlar (3) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle

Habibe Neşe Kaynak

09 Mart 2021 23:24
Millî menfaatlerimizin araştırılması korunması ve kullanılması açısından çok önemli bir okadar a açıklayıcı makalenizi okudum ve çok beğendim umudum şudur ki yetkililerde görür ve sizi değerlendirir emeğinize sağlık

Acemi Linuxcu

09 Mart 2021 18:45
Türkiye'yi analitik düşünebilen insanlar yönetmeli. Faydalı bilgilerle donatılmış yazınız, çok beğendim. Devamını bekleriz.

Hanife ates

09 Mart 2021 18:44
Emeğine sağlık kardeşim çok güzel bir yazı çocukların sosyal araştırmalarında kullanılabilecek bir bilgi kaynak olarak gosterilebiliriz isminiz ile